Siyaset Neden Bu Kadar Duygusal Hale Geldi?
Öfke, Korku ve Kimlik Üzerinden Kurulan Yeni Politika
Son yıllarda siyaset, alışık olduğumuz biçiminden belirgin şekilde uzaklaştı. Programlar, politikalar ve uzun vadeli planlar yerine; öfke patlamaları, sert söylemler, korku anlatıları ve kimlik vurguları öne çıkıyor. Aynı toplum içinde yaşayan, benzer ekonomik sorunlarla mücadele eden insanlar bile siyasette karşı karşıya gelmiş gibi hissediyor.
Bu durum rastlantı değil. Modern siyaset, giderek duygular üzerinden işleyen bir alana dönüşüyor.
Peki neden?
Siyaset Her Zaman Duygusal mıydı?
Siyaset hiçbir zaman tamamen rasyonel olmadı. Ancak geçmişte:
- Duygular söylemin parçasıydı
- Ama belirleyici unsur değildi
Bugün ise duygular, siyasetin ana motoru hâline gelmiş durumda. Akıl yürütme geri planda; hissetmek ön planda.
Rasyonel Seçmen Miti Çöktü mü?
Uzun süre siyaset teorisi, seçmeni rasyonel bir aktör olarak varsaydı.
- Kendi çıkarını bilir
- Bilgiye göre karar verir
- Alternatifleri karşılaştırır
Ancak modern siyaset, bu varsayımın büyük ölçüde gerçekçi olmadığını gösterdi. İnsanlar çoğu zaman neye inandıklarına değil, ne hissettiklerine göre oy veriyor.
Korku: En Güçlü Politik Araç
Korku, siyasette en kolay mobilize edilen duygudur.
- Güvenlik korkusu
- Ekonomik kayıp korkusu
- Kimliğini yitirme korkusu
- Gelecek belirsizliği
Bu korkular, karmaşık sorunlara basit düşmanlar yaratır.
Öfke ve Hınç Politikası
Öfke, korkudan sonra en etkili duygudur.
- Sistem bize karşı
- Elitler bizi küçümsüyor
- “Onlar” yüzünden kaybediyoruz
Bu dil, bireyin kişisel hayal kırıklığını politik bir öfkeye dönüştürür.
Kimlik Siyaseti: “Ne Düşündüğün Değil, Kimsin?”
Modern siyasette tartışma çoğu zaman fikirler üzerinden değil, kimlikler üzerinden yürür.
- Hangi gruptansın?
- Kime benziyorsun?
- Kimin tarafındasın?
Bu noktada siyaset, uzlaşma alanı olmaktan çıkar; aidiyet savaşı hâline gelir.
“Biz ve Onlar” Dili
Duygusal siyaset net kutuplar yaratır.
- Biz haklıyız
- Onlar tehdit
- Orta yol yok
Bu dil, karmaşık gerçeklikleri basitleştirir ama toplumu böler.
Popülizm Neden Yükseliyor?
Popülizm, duygusal siyasetin doğal ürünüdür.
- Basit çözümler
- Güçlü lider figürü
- Halk–elit karşıtlığı
Popülist söylem, rasyonel analiz değil, duygusal rahatlama sunar.
Medya ve Algı Ekonomisi
Modern siyaset, medya olmadan düşünülemez.
- Sosyal medya
- Kısa videolar
- Çarpıcı başlıklar
Bu ortamda sakinlik değil, duygusal yoğunluk ödüllendirilir.
Sosyal Medya: Sürekli Tetiklenen Duygular
Sosyal medya:
- Öfkeyi hızla yayar
- Yankı odaları oluşturur
- Karşıt görüşü düşmanlaştırır
Bu ortamda siyaset, sürekli bir duygusal alarm hâline gelir.
Hakikat Yerini Hislere mi Bıraktı?
“Ben böyle hissediyorum” ifadesi, “Bu doğru mu?” sorusunun önüne geçiyor.
- Gerçekler tartışmalı
- Algı belirleyici
- Duygu, kanıttan güçlü
Bu durum, siyasal gerçekliğin parçalanmasına yol açıyor.
Neden Uzlaşamıyoruz?
Duygusal siyaset:
- Geri adımı zayıflık sayar
- Uzlaşmayı ihanet gibi sunar
- Fikri değil kişiyi hedef alır
Bu nedenle diyalog giderek imkânsızlaşır.
Siyaset Bir Kimlik Alanına Dönüştü
Bugün siyaset:
- Ne düşündüğünü değil
- Kim olduğunu
- Kiminle olduğunu
gösteren bir alandır. Bu yüzden eleştiri, kişisel saldırı gibi algılanır.
Sonuç: Duygusal Siyaset Nereye Gidiyor?
Duygular siyasetin tamamen dışına itilemez. Ancak duyguların tek belirleyici hâline gelmesi, demokrasiyi kırılganlaştırır.
Siyaseti yeniden konuşabilir, tartışabilir ve düşünebilir bir alana dönüştürmek için; önce duygularımızın bizi nasıl yönlendirdiğini fark etmemiz gerekir.
Siyaset yalnızca hissetmek değil, anlamaya çalışmaktır.